Blog

Yeniliklerden Haberdar Olun

sarkma.jpg
16/Ağu/2018

Rahim Sarkmasının Hangi Derecede Olduğu Tedavi İçin Önemlidir

Rahim yani uterus döllenen yumurtanın yerleştiği, büyüdüğü ve gelişmesini sağlayan, leğen kemiği içerisinde, idrar torbasının arka kısmında, kalın bağırsağının ön tarafında yer alan bir üreme organıdır. Bu organın büyükleri hiç doğum yapmamış bir kadında 5-6 santimetredir. Doğum yapmış kadınlarda ise bu boyut 6-7 santimetre büyüklüğüne çıkar.

Genital bölge organlarını sabit tutan bağlar, yapılan doğumlar başta olmak üzere, yaşın ilerlemesi, fazla ağırlık kaldırmak, sürekli öksürmek, fazla ıkınmak, şişmanlık, kronik kabızlık ve bazı akciğer hastalıklar gibi nedenlerle işlevini kaybeder. Bu nedenlerle bağların zayıflaması sonucunda rahim aşağı doğru kayar veya vajinadan dışarı çıkar.

Rahim sarkması problemi genellikle hayati bir durum doğurmaz ancak sarkma problemi yaşayan kişinin hayat kalitesinde düşme görülebilir. Rahim sarkması çok ileri durumlara ulaşırsa bazen tamamen vajinadan dışarı çıktığı görülür. Bazı kadınlar parmaklarıyla rahmi geriye sokmak zorunda kalabilir. Dışarı çıkan rahim iç çamaşırlara ya da genital bölgeye süründüğü için zamanla yaralar ve ülserler oluşabilir. Nadiren de olsa mikrop kapma durumu yaşanabilir. Bu durumda rahim sarkması sorununun nedenleri, belirtileri, rahim sarkması tedavisinin nasıl olacağı, tedavi olunmaya karar verildiyse rahim sarkması fiyatı İzmir, İstanbul, Ankara ve Türkiye’nin dört bir yanında bu tedavilerin nerelerde yapılması gerektiği gibi sorular akla gelmektedir.

Rahim sarkmasının belirtileri:

  • kasık bölgesinde basınç hissi,
  • vajinadan bir parçanın sarkması ve ele gelmesi,
  • bel ağrısı, sırt ağrısı, küçük idrar yaparken yanma,
  • idrar yapma sonrası silinirken dışarı sarkan organda acıma,
  • sık idrara çıkma isteği,
  • idrar sıkıştığı zaman rahim ağzında yanma ve sızlama,
  • idrar yaparken sürekli yara varmış gibi sızlama hissi,
  • cinsel ilişki sırasında gerginlik, acı duyma,
  • cinsel isteksizlik, hissetmeme, cinsellikten soğuma,
  • cinsellik sırasında korku,
  • sık sık idrar yolu enfeksiyonları ile karşı karşıya kalma,
  • Hastanın eline gelen şişkin ve çıkıntı kısmın çamaşıra sürttüğünde kanama yaratması,
  • eğer rahim sarkması çok ileri derecede seyrediyorsa ve organ sarkma derecesindeyse idrar kaçırma problemleri, gaz kaçırma
  • daha ileri seviyede organ sarkması olan kadınlarda problemleri, ishal olunduğunda dışkı kaçırma,
  • ciddi derecede kabızlık çekme, idrar yapmada zorlanma
  • ayakta durulduğunda, öksürüldüğünde, hapşırıldığında ve ıkınma esnasında ağrı ve alt bölgede dolgunluk hissi

Rahim sarkmasının nedenleri:

  • Gebelik ve doğum sırasında travma ve destek bağ dokusunun zarar görmesi
  • Zor gerçekleşen doğum ya da hamilelik süresinde rahimi tutan pelvik kemiklerinin ve bağ dokularının zaman içinde zayıflaması
  • Kas tonusunun kaybı
  • Menopoz sonrası kanda azalmış ösrtojen
  • Yerçekimi etkisi
  • Östrojen eksikliği
  • Yıllarca tekrarlayan zorlamalar
  • Çok sayıda doğum yapmak
  • Normal doğum yapmak
  • İri bebek doğurmak
  • İlerlemiş yaş
  • Şişmanlık
  • Güç gerektiren işlerde çalışmak veya ağır sporlar yapmak sonucu ağır yük kaldırmak zorunda olmak
  • Sürekli öksürmek
  • Kabızlık sorunu yaşamak
  • Fazla ıkınma
  • Bir veya daha fazla gebelik ve vajinal doğum
  • Büyük bir bebek doğurmuş olmak
  • Kronik öksürük
  • Aşırı stres
  • Daha önce geçirilmiş pelvis cerrahisi
  • Bağırsak hareketleri için sık olarak ıkınmak
  • Genetik olarak rahmin zayıf bir bağ dokusuna sahip olması
  • Bir genetik faktör olan beyaz veya latin ırktan olmak

Rahim Sarkması Tedavisi

Rahim sarkması için tedavi olunmaya karar verildiyse tedavi için nereye danışılacağı, tedaviye nereden başlanacağı, rahim sarkması fiyatı İzmir, İstanbul, Ankara ve Türkiye’nin dört bir yanında bu tedavilerin nerelerde yapılması gerektiği gibi sorular akla gelmektedir. Rahim sarkmasının tedavisinin yapılabilmesi için sarkmanın derecesi tanımlanmalıdır. Genellikle birinci ve ikinci derece rahim sarkması yaşayan kadınlara bir tedavi uygulanmaz. Rahim sarkması hastada hiçbir belirti vermiyorsa ya da çok az bir belirti görülüyorsa basit önlemlerle sarkmanın kötüleşmesi önlenebilir. Bu kişiler için kegel egzersizleri yapmaları önerilir. Diğer önem niteliğindeki öneriler arasında pelvik kasların güçlendirilmesi, kilo vermek ve eğer varsa kabızlığı tedavi etmek bulunabilir. Ayrıca rahmi desteklemek için vajinaya plastik bir halka yerleştirilebilir

Ancak üçüncü ve dördüncü evrede olan kadınlara tedavi uygulanması şarttır. Tedavinin şart olmasının nedeni bu evrelerde hastaların şikayetlerinin artmış olmasıdır. Bu şikayetler organın bacakların arasına doğru sarkması, sarkan organda yara oluşumu, yaraların zamanla kanserleşme yaratma riskidir. Üçüncü ve dördüncü evrede bulunan hastalara tedavi için ameliyatlar uygulanır. Bu ameliyatlardan ilki zayıflamış pelvik taban dokularının onarımı için yapılır. Zayıflamış pelvik taban doku onarımı için yapılan ameliyatlar açık yöntemle vajinadan ya da laparoskopik yöntemle karından yapılabilir. Cerrah, pelvik organları desteklemek için zayıflamış pelvik taban yapılarına hastanın kendi sağlıklı dokularını veya sentetik bir maddeyi aşılayabilir. Rahim sarkması çok şiddetli ise rahmin çıkarılması önerilebilir ve histerektomi işlemi uygulanabilir.


ikolata-kisti.jpg
16/Ağu/2018

Çikolata Kisti Tedavisinde Her Hastaya Farklı Yaklaşım

Rahmin iç kısmını oluşturan ve adet kanamalarını sağlayan endometrium, adet döngüsü boyunca kalınlaşır ve 10 – 15 mm kalınlığına kadar ulaşır. Eğer kadının yumurtası sperm ile döllenmezse bu kalınlaşan rahmin iç tabakası kanama şeklinde dışarı atılır. Kesin olarak bilinmeyen bir sebeple atılması gereken endometrium tabakasının rahim ve rahim dışında başka bir bölgede birikmesi çikolata kistlerine neden olur.

Tabakanın birikerek çikolata kistinin oluşabileceği bölgeler rahim, yumurtalıklar, karın iç kısmı, rahim üzeri olabilir. Rahim içinde gerçekleşen kalınlaşma gibi başka bölgelerde biriken yapılarda kalınlaşma yaşar. Olmaması gereken bu birikmeler ve kalınlaşmalar üreme sistemindeki dokular arasında yapışıklıklara yol açar. Bu yapışıklıklar çikolata kisti (endometriozis) olarak tanımlanır.

Çikolata kistleri her zaman ve her hasta için aynı tedavi ile yok edilemez. Çikolata kistleri olan kadınlar genellikle tedavi için hemen ameliyatın önerilmesinden korkarlar. Çikolata kistleri için en etkili yöntem cerrahi uygulamalar olsa da farklı hastalar için farklı tedaviler önerilmesi önemlidir. Tedavi söz konusu ise çikolata kisti İzmir ve İstanbul gibi şehirlerde sağlık olanaklarının çok olması nedeniyle farklı yöntemler ile tedavi edilebilir.

Çikolata Kistinin Gösterdiği Belirtiye Göre Tedavi Yöntemleri

Ağrı şikayeti varsa bu hastalar için en etkili olabilecek tedavi cerrahi uygulamalardır. Uygulanan cerrahi girişimin laparoskopik olarak yapılması, alınan sonuçlara ve hastaların konforu açısından, karın bölgesinin açılarak yapılan açık ameliyata göre daha avantajlı kabul edilmektedir. Laparoskopi günümüzde çikolata kisti tedavisinde cerrahi yöntem uygulanacaksa kullanılan en iyi yöntemdir. Yapılan cerrahi girişimde çikolata kisti çıkarılmalı, meydana gelmiş olan yapışıklıklar açılmalı ve diğer endometriozis odaklarının yok edilmesi sağlanmalıdır. Operasyonda rahim arkası ve kalın bağırsak arkasında yer alabilen kistler gözden kaçabilir. Bu durum ameliyat sonrası ağrıların geçmemesine neden olur. Çikolata kisti İzmir’de yapılacaksa hasta birçok doktor, klinik ve hastane alternatifine sahip olabilir. Çikolata kistlerinin tedavisi söz konusu ise çikolata kisti İzmir, İstanbul, Ankara ya da bulunduğunuz şehir hiç fark etmeksizin operasyonu yapacak olan doktorun hem çikolata kistleri hem de laparoskopik yöntem konusundaki deneyimleri çok önemlidir. Doktorun deneyimi hem tüm kistlerin temizlenmesi hem de ameliyat sırasında yumurtalık kapasitesine zarar verilmemesi açısından önemlidir.

Eğer bir hastada sadece kist var ise ve kistler kişinin yaşam standardını kötü yönde etkileyecek bir belirti vermiyorsa cerrahi girişim uygulanmaz. Hastanın cerrahi girişime başvurmadan belirli bir süre kistin gözlem altında tutulması en doğru tedavi yaklaşımı olacaktır. Gözlem altındayken yapılan kan tetkiklerinde tümör belli standartları aştıysa ve kistin çapı 5 santimetreyi geçtiyse yine cerrahi müdahale gerekebilir. Cerrahi öncesinde yapılacak yumurtalık kapasitesi testleri sonucunda eğer hastanın yumurtalık kapasitesi düşükse ve hastanın çocuğu yoksa cerrahi girişim olabildiğinde ertelenir. Çocukları olan ya da ileride çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda ise, cerrahi girişimle kistin çıkarılması uygulanmalıdır.

Kistler hamileliğe izin vermiyorsa bu hastalarda öncelikle yumurtalık rezervi değerlendirilmelidir. Bu rezervin yeterli olduğu belirlenirse, kistin tek taraflı olması halinde laparoskopi yöntemi uygulanır. Laparoskopiden sonra hastanın yaşına göre 6 ya da 12 ay süre ile hamilelik beklenir. Eğer hastanın yumurtalık rezervi iyi değil, yaşı 38’den fazla ya da kist iki taraflı ise doğru tedavi yönteminin tüp bebek olduğu düşünülür.

Kistler tüp bebek tedavisini başarısız kılıyorsa bu hastalar için hangi tedavi yöntemlerinin uygulanması konusunda herhangi bir görüş birliği bulunmamaktadır. Eğer bir kadın gördüğü tüp bebek tedavilerinde 3 ve daha fazla başarısızlık elde ettiyse çikolata kistleri için cerrahiden başka bir yöntem önerilmez. Bu gibi durumların yaşandığı hastalar içinde yarı yarıya bir oranda gebelik elde edildiği görülmüştür.

Tekrarlayan laparoskopilerden sonra tekrar kist oluşuyorsa bu tür hasta gruplarında laparoskopik cerrahinin komplikasyonları fazla olur. Çocuk sahibi olmak istemeyen ve ağrı şikayeti olan kadınlarda, rahim ve yumurtalıkların alınması söz konusu olabilir. Ancak eğer hasta ileride çocuk sahibi olmayı düşünüyor ise tüp bebek tedavisi uygulanır. Ancak bu tedaviden önce hastaların tüpleri değerlendirilmelidir. Çünkü tekrarlayan cerrahi girişimlerin sonrasında, hastalarda oluşma olasılığı yüksek yapışıklıklar nedeniyle tüplerde tıkanma meydana gelmiş olabilir. Birden fazla yapılan cerrahi girişimlerin neden olduğu tıkanmalar kadının tüp bebek yöntemi ile bile gebelik şansının az olduğu anlamına gelir.  Eğer tüplerde tıkanıklık fark edildiyse tıkanıklıkların laparoskopi ile alınması gerekebilir.

 


simir.jpeg
16/Ağu/2018

Smear Testi Rahim Ağzı Kanserinin Erken Teşhisçisidir

Smear testi, papanikolaou testi, papanicolaou testi,  pap test, servikal smear ya da diğer bilinen adıyla pap smear jinekoloji alanında kullanılan bir tarama testidir.

Pap smear testi, rahim ağzını (serviks) değerlendirmek ve hem enfeksiyonlar hem de kanser- kanser öncüsü durumlar açısından kontrol etmek için kadınlara yapılan, lam üstüne rahim ağzından alınan sürüntünün ince yayma yöntemi ile yapılan taramadır.  Türkiye Halk Sağlığı Kurulu Kanser Daire Başkanlığının yaptığı son açıklamaya göre Türkiye’de rahim ağzı kanserleri taramaları için yapılan pap smear İzmir, İstanbul ve Ankara’da yer alan laboratuvarlarda özel olarak yapılabildiği gibi her ilçedeki sağlık ocakları da pap smear için hizmet vermektedir.

Pap smearin yapılmasındaki amaçlar:

  • Rahim ağzı kanserlerinin tanıması
  • Rahim ağzı kanserinin öncesi (prekanseröz) lezyonların erken tanınması
  • Rahimle ilgili enfeksiyonların teşhisi
  • Sadece jinekolojik kontrol

Pap Smear Nasıl Yapılır?

İnsan vücudunda yer alan hücreler kendini sürekli yeniler. Bu yenileme sırasında vücut yüzeyinden hücreler dökülür. Dökülen eski hücrelerin toplanması ve sonrasında özel işlemlerden geçirildikten sonra mikroskop altında incelenmesine sitolojik inceleme (hücresel inceleme) denir. Sitolojik incelemenin rahim ağzından (serviksten) alınan örneklerle yapılmasın smear(yayma, sürüntü) adı verilir. Smear testi normal jinekolojik muayenelerin bir parçasıdır ve jinekolojik muayene sırasında smear alınırken hasta asla ağrı hissetmez.

Smaer testi hayat kurtarıcı olabilir.  Günümüzde pap smear ve mammografi, kadınlar için hayat kurtarıcı ve yaşam süresini uzatan yöntemler olarak görülürler. Kadınları ilgilendiren kanserler arasında görülme sıklığı bakımından meme kanserinden sonra gelen rahim ağzı kanserinin erken teşhisinde önemli rol oynayan pap semar belirtisiz süren rahim ağzı kanserini ileri seviyelere geçmeden fark etmeyi sağlar. Her kanser tipinde olduğu gibi rahim ağzı kanserini de belirtileri uzunca bir süre kişinin fark edebileceği düzeyde değildir. Eğer kanser smear gibi bir yöntemle önceden fark edilmediyse, kanserin belirtileri görülmeye başladığında hastalık artık yayılma göstermiştir denebilir. İşte bu nedenle kanserleri erken dönemde tanımlamak için çeşitli testler geliştirilmiştir. Smear ile alınan örnekler patolojik olarak incelenerek kanser veya kanser öncüsü hücrelerin olup olmadığı araştırılır.

Kimler Pap Smear Testi Yaptırmalıdır?

Rahim ağzı kanseri, meme kanserinden sonra en çok görülen hastalıktır ve yayılmadan önce smear ile erken teşhisi koyulabilir. Bu nedenle her kadın kriterlerine göre rutin smear kontrollerine girmelidir. Kriterlerine bakılmaksızın her kadının taranması gereksiz bir yöntemdir. Bu nedenle taramaya kaç yaşında başlanması gerektiği ve kimlerin hangi sıklıkta tarama işleminden geçirilmesinin uygun olacağı konusunda araştırmalar yapılmış ve rahim ağzı kanseri açısından yüksek ve düşük riskli kişilerin tespit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Serviks kanserleri (rahim ağzı kanserleri)  açısından yüksek risk taşıyan gruplar;

  • Sigara kullananlar
  • Poligamik (çok eşli) kadınlar veya partnerleri çok eşli olan kadınlar
  • İlk cinsel tecrübesini genç yaşlarda yaşayanlar
  • Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu taşıyanlar
  • Doğum kontrol hapı kullananlar

Rahim ağzı kanseri için yüksek risk taşıyan kişilerin daha sık taramalara katılması gerekir.

1988 yılından önce smear taramasına başlama yaşı genellikle 35 olarak kabul edilirdi. Ancak bu yıldan sonra kadınların yüksek ve düşük riskli olarak ayrılması ve ayrı ayrı tarama şeklinin uygulanması gündeme gelmiştir. Buna göre kritik yaş 35 olarak değil, cinsel yaşamın başladığı zaman kabul edildi. Pap smear testi son derce basit ve ağrısız bir kanser tarama yöntemidir. Kadınların yılda 1 kez smear testi yaptırmaları, rahim ağzı kanserinden korunmak için oldukça önemlidir.

21 yaş üzerindeki aktif cinsel yaşamı başlamış tüm kadınların her yıl bir kez smear testi yaptırmaları gerekir. Cinsel yaşam 21 yaşından önce başlamış ise cinsel yaşamın başladığı yaştan itibaren ilk 3 yıl içinde kadının mutlaka pap smear testi yaptırması gereklidir. Testler menopoz sırasında da aksatılmamalıdır. 65 yaşına kadar yaptırılan smear testlerinden en az 3 normal sonuç alan kadınlar, bu yaştan sonra doktorun da görüşleriyle birlikte smear testlerini yaptırmaya son verebilirler. Eğer doktorlar smear testlerinde şüpheli durumlarla karşılaşırsa bu testlerin daha sık yapılması söz konusu olabilir veya smearden sonra daha ileri tetkiklere geçilebilir. Pap smear İzmir, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirler başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde üniversite hastanelerinde ve sağlık ocaklarında ücretsiz olarak yaptırılabildiği gibi özel kliniklerde de yaptırılabilir.

Pap Smear İzmir’de Nerede Yaptırılabilir?

Taramaya girmesi gerekirken pap smear yaptırmayan birçok kadının, bu testi yaptırmamalarının nedenleri, kanser riskinden habersiz olmaları, riski bilse bile testi önemsememeleri, genellikle bu testin maliyetinin çok yüksek olduğunu düşünmeleri ve devlet tarafından yapıldığını bilmemeleridir. Türkiye’de rahim ağzı kanserleri taramaları için yapılan pap smear birçok sağlık ocağında rutin tarama olarak ücretsiz yapılır. Pap smear İzmir, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirler başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde yer alan laboratuvarlarda özel ve ücretli olarak da yaptırabilir.


miyomm.jpg
16/Ağu/2018

Miyomlardan Kurtulmanın Tek Yolu Ameliyat Mı?

Kadınlarda 35 yaş ve sonrasında miyometrium denilen rahmin kas tabakasında ortaya çıkan ve kötü huylu olmayan tümörlere miyom denir. Miyomlar dünyadaki tüm kadınlarda oluşabilir gibi kesin bir ifade kullanılamasa da yapılan araştırmalar, kadınların %25’inde miyom görüldüğünü ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarına göre miyomlar genellikle 35 yaş üzeri kadınlarda daha çok görülüyor. Çoğu tıbbi görüş miyomların, aşırı büyüyerek diğer organlara zarar vermemesi veya kanamaya neden olmaması durumunda tehlike arz etmedikleri yönündedir. Bu görüş beraberinde her miyomun ameliyat ile alınmasının gerekli olmadığını da ortaya koyar. Miyom ameliyatlarının yapılması, miyomların normal sınırını aşıp diğer organlara zarar vermesi, rahmin ön çeperinde aşırı basınç yaparak kanama ve adet düzensizliğine sebep olması durumunda, bağırsaklara baskı yapıp kabızlığa neden olması durumunda uygun görülür. Ameliyata karar verme sürecini saydığımız faktörlerin etkilediğini öğrendikten sonra miyom problemiyle karşı karşıya kalan kadınlar, genellikle, miyom ameliyatını nerede olmaları gerektiği, ameliyatın ne kadar sürdüğü, miyom ameliyatının tehlikeleri ve miyom ameliyatı fiyatı, İzmir, İstanbul, Ankara gibi şehirlerde hangi hastanelerde ameliyat olabilecekleri gibi konuları merak ediyorlar.

Kadınlarda miyometrium denilen rahmin kas tabakasında oluşan iyi huylu tümörlerin yani miyomların çıkarıldığı miyomektomi ameliyatı sayesinde kadının rahminin korunarak miyomların çıkarılması sağlanır. Çoğu kadın miyomlara sahip olduğu halde hiçbir belirti fark etmeyebilir. Ama bazı miyomlar, hastada düzensiz ve aşırı adet kanamalarına, bazen şiddetlenen ağrılara, kısırlığa, çevre dokulara baskıya, kabızlığa ve idrar sorunlarına neden olarak fazlaca belirti gösterir. Tüm bu belirtiler ve miyomların yarattığı sorunlar kişinin hayatında katlanılmaz bir noktaya geldiğinde miyomların alınması için ameliyat kesinleşmiş olur. Miyomların ameliyat ile alınması için değişik yöntemler vardır. Hangi yöntemin hangi hastada kullanılacağına karar vermek için ameliyat olacak kadının çocuk yapma isteğine, yaşına, miyomların konumuna, büyüklüğüne, sayısına, rahmin alınıp alınmayacağına dikkat edilmelidir.

Miyomektomi ameliyatı sonrasında belirlenen doğurganlık oranları değişkenlik gösterse de bu ameliyatı geçiren hastalar daha sonra genellikle hamile kalabilmektedir. Miyom sorunu olan kadınlar, miyom ameliyatının yarattığı riskleri, miyom ameliyatını nerede olmaları ve hangi doktoru tercih etmeleri gerektiğini ve olacakları, miyom ameliyatı fiyatı, İzmir, İstanbul gibi şehirlerde hangi hastaneleri tercih etmeleri gerektiğine dikkat etmeliler. Amaca uygun ve doğru şekilde yapılmayan operasyonlar hastanın ilerideki yaşamı için sorun yaratabilir.

Miyom Ameliyatının Riski Var Mıdır?

Bu ameliyatının çok düşük bir oranda riski bulunmaktadır. Miyom sorunu olan kadınlar, miyom ameliyatının yarattığı riskleri bilerek, miyom ameliyatı için güvenilir yerleri seçmeli ve miyom ameliyatı fiyatı, İzmir, İstanbul gibi şehirlerde hangi hastaneleri tercih etmeleri gerektiğine dikkat etmeliler. Çünkü ameliyat konusunda cerrahın deneyimi risklerin azaltılması için önemlidir.

Aşırı Kan Kaybı: Yapı itibariyle kan damarları ağıyla kaplı olan rahimde miyomların beslenmesi için kendilerine kan sağlamak için yeni kan damarlarının oluşumunu canlandırmış olması miyomektomi ameliyatı sırasında aşırı kanamanın olması neden olur. Bu nedenle ameliyat için önemler alınmalıdır. Miyomektomi sırasında aşırı kanama olasılığına karşı ameliyat esnasında miyomların etrafına ilaç enjekte edip kan damarlarının sıkışmasını sağlamak gerekir. Bir başka kan kaybını önleyici yöntem ise rahim damarlarındaki kan akışını bloke etmektir.

Yara Dokusu: Miyomların çıkarılması için ameliyat sırasında rahime bazı kesiler atılır. Bu kesiler ameliyattan sonra gelişen yapışıklıklara sebep olabilir. Gelişen yapışıklıklar rahim içinde döllenmiş olan yumurtanın gelişimini bloke edebilir. Fakat bu nadiren gelişen bir durumdur.

Yeni Miyomların Gelişimi: Miyomektomi ameliyatı, yanlış bilinenin aksine yeni miyomların gelişimine engel olmadığı gibi ikinci defa miyom ameliyatı olmanın da bir sakıncası yoktur. Miyomektomi ameliyatı sırasında doktorun göremediği küçük miyomlar, operasyondan sonra büyüyerek yeniden aynı sorunların yaşanmasına neden olabilir. Kadının rahmi yerinde olduktan sonra, her zaman miyom gelişimi olabilir. Tekrar miyom oluşmaması durumu ancak ameliyat sırasında tek bir miyomu bulunan kadınlar için kesin bir durum olabilir.

Doğum Komplikasyonları:  Daha önceden miyomektomi ameliyatı geçirmiş olan kadınlarda, doğumda bazı komplikasyonlar gelişebilir. Miyomektomi ameliyatı sırasında hastanın rahim duvarına derin bir kesi atılmış olabilir. Bu nedenle ameliyat sonrasında hasta hamile kalmış ise rahmin yırtılmasını önlemek için doğumun sezaryen ile yapılması gerekir.

Rahmin Yapısını Düzenlemenin İmkansız Olması: Miyomektomi ameliyatı sırasında miyomun çıkarılabilmesi için kas duvarına müdahale edilebilir. Kas duvarını kesmek zorunda kalmak bu kas duvarının kapatılması için birçok dikişi gerektirir. Bazen ameliyat sırasında ya da sonrasında rahmin artık yeniden düzenlenemeyeceği kanısı oluşursa ya da ameliyat sırasında ciddi bir kanama olduysa rahmin alınmasına karar verilebilir.

Laparoskopik Miyomektomi Nedir?

Laparoskopi, ince bir teleskopla hastanın göbek deliğinden girilerek karın içinde yer alan organların görüntülenmesini sağlayan bir ameliyat yöntemidir. Laparoskopik miyomektomimiyomların laparoskopik yöntem kullanılarak alınmasıdır. Laparoskopik miyomektomi yöntemi her miyomlu hasta için uygulanmayan bir yöntem olmamakla birlikte sadece 5 santimetreden büyük olan miyomlar için uygulanır.

Miyom Ameliyatı Fiyatları

Miyomektomi ameliyatı konusunda cerrahın deneyimi, ameliyatın başarısı ve risklerin azaltılması için önemlidir. Seçilen hastanenin kalitesi ve ameliyatı yapacak olan cerrahın deneyimi miyom ameliyatı fiyatını etkilese de ameliyatın artık çok yaygın yapılması ve gelişen hastane teknolojileri gibi faktörler fiyatlarda değişikliğe yok açar. Miyom ameliyatı fiyatı İzmir, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde yer alan hastanelerin sayısının çokluğu sebebiyle daha uygun olabilir.


myomektomi.jpg
16/Ağu/2018

Miyomektomi Nedir?

Miyomlar, rahim duvarının kan hücrelerinden beslenerek meydana gelen iyi huylu tümörlerdir. Kadın süreme sistemin en çok karşılaşılan tümörler miyomlardır. Çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen miyomlar, çoğu kadının yaptırdığı rutin sağlık kontrolleri sırasında ortaya çıkarlar. Doktorlar belirti vermeden ilerleyen ve kadının yaşam rutinine engel olmayan miyomlar için herhangi bir tedavi sunmaz. Ancak miyomların adet kanamalarının fazla olmasına, kansızlığa, kısırlığa ve tekrarlayan düşüklere neden olduğu durumlarda miyomlar için tedavi seçeneği artık düşünülmelidir. Miyomların belirtilerini göstermesi ve kişinin hayat standartlarını kötü yönde etkilemesi miyom tedavisinden kaçılamayacağını gösterir. Bu tedavi genellikle cerrahidir. Yapılan cerrahi operasyonla kadının rahminin bütünlüğü bozulmadan miyomların alınması için çaba harcanır. Miyomların alınması ameliyatına miyomektomi denir. Miyom ameliyatı İzmir, İstanbul, Ankara gibi Türkiye’nin gelişmiş şehirlerinde gelişmiş teknolojinin bir yöntemi olan laparoskopi ile yapılabilir.

Miyom ameliyatı için yapılan tedaviler ile ilgili olarak yaşanan en önemli gelişme laparoskopinin miyom tedavisinde kullanılması olarak kabul edilebilir.

Eğer hastanın miyomu rahim duvarından dışarıya doğru bir büyüme göstermiş ya da rahim duvarı içine gömülmüş büyük bir miyom var ise miyom ameliyatı için laparoskopi yönteminin kullanması daha iyi bir seçim olacaktır. Ancak miyom hastanın rahminin iç boşluğuna doğru büyüme gösterdiyse miyom ameliyatlarında kullanılan diğer bir yöntem olan histeroskopinin kullanılması tercih edilir.  Laparoskopi ve histeroskopi yöntemleri ile miyom ameliyatı İzmir, İstanbul, Ankara gibi Türkiye’nin gelişmiş şehirlerinde daha kolay ve kısa sürelerde yapılabilmektedir.

Miyomların Yol Açtığı Sorunlar İçin Neler Yapılabilir?

Kadınlarda miyomlar yüzünden yaşanan çok şiddetli ve yoğun yaşanan adet kanamalarının etkisini azaltmak için doktor önerisiyle demir takviyesi ve multivitamin alınabilir.

Aşırı adet kanaması nedeniyle oluşmuş olan kansızlığın düzeltilmesi için hormon tedavisi uygulanabilir. Adet döngüsünün azaltılması ya da tamamen durdurulması için doğum kontrol hapları önerilebilir.

Bazı hormon tedavileriyle rahmin ve miyomların belli oranlarda küçülmesi sağlanabilir. Böylece ameliyattan önce küçülmüş olan miyomlar için doktor daha küçük bir kesi açma şansını elde eder. Açık bir ameliyat yerine laparoskopi yöntemini kullanma şansı doğabilir.

Miyomektominin Riskleri Nelerdir?

Miyom ameliyatları da yapılan her cerrahi müdahale gibi belli başlı riskler barındırır. Ancak miyom ameliyatlarında görülen risklerin görülme sıklığı son derece düşüktür. Miyom ameliyatı sırasında ya da sonrasında görülen komplikasyonlar ameliyatta uygulanan cerrahi tekniğe ve anestezi tipine bağlı olarak değişebilir. Risklerin azalmasındaki en önemli faktör operasyonu yapan doktorun tecrübe durumudur. Bu nedenle ameliyattan önce hastane ve doktor araştırması yapılmalıdır. Yapılacak miyom ameliyatı İzmir, İstanbul, Ankara gibi şehirlerde üniversite hastanelerinde yapılabildiği gibi özel kliniklerinde de uygulanabilir. Ancak bu gibi büyükşehirlerde kliniklerin çok oluşu miyom ameliyatı olacak kişilerin hastane ve doktor seçim aşamasında daha çok dikkat etmelerini gerektirir. Miyom ameliyatlarında görülen en büyük sorunlar ameliyat sırasında aşırı kan kaybetme, ameliyat sonunda rahimde yapışıklıklar olması, miyomların yeniden oluşması, ameliyattan sonra doğum yapıldığı sırada sorunlar yaşanması, rahmin düzeltilemeyecek durumda olması nedeniyle rahmin tamamen alınmak zorunda kalınmasıdır.

Miyom Ameliyatındaki Cerrahi Yaklaşımlar

Cerrah, hastadaki miyomun büyüklüğüne ve tipine bağlı olarak, cerrahi yaklaşımlardan birini tercih edebilir.

  • Abdominal miyomektomi:Bu uygulama herkesin bildiği açık ameliyattır. Bu yöntem ile açık abdominal(karın) kesiyle kadının rahmine ulaşılır ve miyomlar alınır. Bu uygulama genel anesteziyle yapılır. Hastaya yapılan 1-2 dikey ya da yatay kesiyle rahim boşluğuna ulaşılır. Bu yöntem genellikle miyom ameliyatında oluşan kanama oranını azaltır. Ameliyat sırasında doktor, rahmi görsel olarak görebilir, miyomları elle inceleyebilir. Rahimde olan miyoma uygun kesi açar. Abdominal miyomektomi ameliyatından sonra, hastanın 2-3 gün hastanede kalması gerekir. İyileşme süresi ise, 4-6 haftada olur.
  • Laparoskopik miyomektomi:Hastanın karın bölgesinden birkaç tane küçük kesi açılarak, laparoskopiye ait özel aletlerle miyomlar alınır. Açık ameliyatın aksine büyük kesiler ve karında büyük bir açıklık yoktur. Bu uygulamada hastanın göbek deliğinden kesi yapılır. Bu bölgeden abdomen karbondioksit gazıyla karın şişirilir. Laparoskop pelvik boşluğa yerleştirilerek, yumurtalık, rahim ve diğer pelvik organlar görüntülenir. Daha sonra abdominal duvara küçük kesiler yapılarak, operasyon gerçekleştirilir. Rahim duvarındaki küçük kesiden ya da vajinadaki küçük kesiden miyom çıkarılır.
  • Histeroskopik miyomektomi:Bu uygulamada özel aletlerle vajinal yoldan rahim ağzına ve rahme ulaşılarak, miyomlar çıkarılır. Genellikle submukozal miyomların yani rahim boşluğundakileri tedavi etmek için, bu yöntem önerilir. Hastaya genel ya da spinal anestezi altında yapılan işlemde, vajinadan rezektoskop denilen alet sokulur. Alette bulunan tüp, çevreye bir sıvı salar. Bu rahim boşluğunu genişletir. Böylece rahim duvarları incelenebilir. Aletle miyomlar parçalanarak çıkarılır. Rahim bir sıvıyla yıkanarak temizlenir.

 


idrar-kaçırma.jpg
16/Ağu/2018

Kadınların En Büyük Sorunu: İdrar Kaçırma

Türkiye’de çalışmalardan çıkan sonuçlara göre, ülkemizde menopozda olan kadınların yarısı, doğurganlık çağında olan kadınların ise üçte biri değişik derecelerde idrar kaçırma sorunu ile baş etmeye çalışıyor. Erkeklerin de çoğunlukla sorun yaşadığı bir rahatsızlık olan idrar kaçırma problemi, daha çok kadınlarda görülüyor. İdrar kaçırma problemi birçok insanda özel, sosyal ve hijyenik sorun yaratırken, idrar kaçıran kişi eğer kadın ise sürekli ped ya da koruyucu bez kullanmak zorunda kalma durumu ortaya çıkabiliyor. Birçok kadının idrar kaçırma sorunu nedeniyle sosyal ilişkilerden kaçtığı ve kendilerini ev ile sınırlandırdığı hatta idrar kaçırma sorununun bazen ciddi psikolojik sorunlara ve depresyona neden olduğu biliniyor. Kişilerin bu sorunla ilgili bilmediği şey ise genellikle idrar kaçırma tedavisinin kolay olduğudur.

İdrar kaçırmanın nasıl bir sorun olduğunu ve idrar kaçırma tedavisinin nasıl yapılacağını bilmek için idrar ve bununla ilgili vücut kısımlarını bilmek gerekir. İnsan vücudunda böbrekten gelen idrarın biriktiği yere mesane denir. Erkeklerde bağırsakların önünde kadınlarda ise rahmin altında yer alan mesane(idrar torbası), böbreklerden gelen idrarı tutar. İdrarın mesaneye dolması sırasında beyine beyine giden sinyaller ile mesanenin kasılması engellenir ve idrar tutmayı sağlayacak olan sinyali gelmiş olur. Mesanede biriken idrar, kişiyi idrarın atılması için zorlayacak duruma geldiği zaman beyin idrarın atılması gerekliliği için kişiyi uyarır. Normal bireylerde mesanede 350 ile 500 ml arasında idrar birikebilir. İdrar birikirken mesane, elastik bir yapıya olduğundan genişlemeye başlar, bu sayede mesane içerisinde basınç artışı olmaz, böbreklerden gelen idrar rahatlıkla mesaneye girebilir. Ayrıca, mesanenin(idrar torbası) hemen altında idrarı tutmak amacıyla çalışan ve devamlı kasılı olarak duran kaslar, idrar torbasında biriken idrarın kaçmasını engellemek için çalışırlar. Kadınlarda anatomik olarak idrar borusu erkeklere göre daha kısadır.

İdrar Kaçırma Problemi Neden Ortaya Çıkar?
İdrar kaçırma problemleri birçok sebebe bağlı olarak ortaya çıkabilir. Sebeplerin doğru belirlenmesi idrar kaçırma tedavisinin başarısı için önemlidir. idrar kaçırmanın nedenleri şunlar olabilir:

  • Mesanede oluşabilecek enfeksiyonlar
  • Vajina enfeksiyonları
  • Mesane taşları,
  • Zor yapılmış doğumlar,
  • Hormonsal değişimler,
  • Mesane tümörleri,
  • Sinirsel hastalıklar,
  • Mesane çıkışında yaşanan tıkanıklıklar

İdrar torbasının yani mesanenin bir enfeksiyon kapması durumunda, mesane sinirleri aşırı şekilde uyarılır ve bu da idrar kaçırma sorununun yaşanmasına neden olur. Bu nedenler dışında hamilelik olgusu da idrar kaçırmaya neden olan faktörlerden biridir. Bebeğin idrar torbanıza yaptığı baskıdan dolayı idrar kaçırma sorunu yaşanabilmesi mümkündür. Bu durum hamileliğin son bulması durumunda idrar kaçırma tedavisine gerek kalmadan sorun bitecektir.  Normal doğumla birden çok doğum yapan kadınlarda idrar kaçırma problemi yaşama olasılığı daha fazladır. Bunun nedeni pelvik kasların doğum sırasında zarar görme ihtimalinin yüksek olmasıdır. Bunun dışında pelvik kaslarının zayıflamasına ve de yavaş çalışmasına neden olan bir diğer etken ise yaşlılıktır. Genelde idrar kaçırma ile ilgili şikâyetler kadınlarda belirli bir yaştan sonra başlar. Fazla veya zor doğum yapma durumları idrar kaçırma probleminin yaşanmasına sebep olsa da hiç doğum yapmamış kadınlarda da idrar kaçırma görülme olasılığı vardır. Doğum durumu olmamasına rağmen yine de idrar kaçırma problemi yaşamanın ana nedeni ise kronik kabızlık ve aşırı kilolu olmaktır. Kişinin aşırı kilolu olması pelvik taban kaslarını zorlar. Bu zorlanmadan dolayı bu kaslar bir süre sonra idrar kaçırmaya neden olabilir. Mesanenin sabit durmasını sağlayan kaslar normal doğum esnasında yırtılır veya zarar görür. Normalde hapşırırken, öksürürken mesane aşağı doğru hareket eder. Mesanenin aşağı doğru daha fazla hareket etmesini altta yer alan destek kas dokusu engeller ve kişi idrar kaçırmaz. Ancak, eğer mesane çevresinde yer alan kaslar da zarar görmüşse veya bu kaslar yırtılmış ise özellikle hapşırırken, öksürürken mesane sabit duramayarak aşağı doğru yer değiştirir, alttaki destek kas dokusu hasarlı olduğu için yeterli desteği sağlayamaz ve mesane aşağı doğru daha fazla sarkar ve kişi idrarını kaçırır. Bu nedenle normal doğum altına kaçırma riskini artırır.

İdrar Kaçırma Tedavisi İçin Uygulanan Yöntemler Nelerdir?

Cerrahi Dışı Yöntemler
Cerrahi dışında kalan yöntemlerden ilki egzersizdir. Egzersizlerin herhangi bir yan etkileri yoktur. İdrar kaçırma tedavisinde yapılması gereken egzersizler ile hastanın kendi kaslarını nasıl kontrol etmesi gerektiği öğretilir. Hastalar kendi kaslarını doğru şekilde kasmayı öğrenirler. İdrar kaçırma tedavisi için yöntem olarak uygulanan yeni çözümlerden birisi de manyetik pelvik taban stimülasyonudur. Bu yöntemin oldukça iyi sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Uygulanması basittir ve hastada ağrı hissi uyandırmaz. Haftada iki veya üç kez yirmi dakika süre ile uygulanmaktadır. Hastanın durumuna göre uygulama süresi değişmektedir. Genelde sekiz ya da on hafta devam eder bu uygulama. Hasta tedavi sandalyesine günlük giydiği kıyafetlerle oturur. Uygulamada idrar kaçırma problemi olan hastaya pasif egzersiz yaptırılır ve hastada yer alan pelvik taban kaslarının etkili bir şekilde çalışması sağlanır.

Cerrahi Yöntem
İdrar kaçırma ameliyatı 2000’li yıllara gelinene kadar daha farklı yöntemlerle uygulanmaktaydı. Bu yıllarda idrar kaçırma tedavisi için uygulanan yöntemler çok iyi sonuçlar vermemekteydi. Yapılan araştırmalarda idrar kaçırmanın asıl sebebinin pelvis tabanındaki kas dokusunun yetersizliği olduğu anlaşıldı. Pelvis tabanındaki kas dokusunun yetersizliğinin asıl sebep olduğunun anlaşılmasından sonra idrar kaçırma ameliyatlarında mesanenin yukarı çekilmesi yöntemi terk edildi. Genel anestezi kullanımına gerek kalmadan lokal anestezi yöntemi ile de yapılabilen ameliyatta, hastanın hastanede çok fazla yatması gerekmez. Bu yöntem yüzde doksanlara varan çözüm oranıyla hastaların yüzünü güldürüyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen yüzde seksenlerde başarı sağlayan bu yöntem hastalara umut veriyor.


smear.jpeg
13/Ağu/2018

Smear Testi Neden Yaptırılmalıdır?

Smear Testi Nedir?

Smear testi, papanikolaou testi, papanicolaou testi, pap smear, pap test ya da servikal smear olarak değişik adlandırmalar ile anılabilir. Smear testi jinekolojide kullanılan bir tarama testidir. Smear testi, bu testi keşfeden Georgios Papanikolaou’nun adını taşımaktadır. Georgios Papanikolaou’nun bulduğu smear testi haricinde Aurel Babeş de bağımsız olarak aynı özellikte bir test geliştirmiştir. Testin adında geçen smear, Türkçe’de yayma anlamına gelir. Yayma anlamını taşımasının nedeni kadından alınan hücrelerin incelenmek üzere bir mikroskop lamı üzerinde yayılmasını belirtmek amacıyla kullanılmasındandır.

Endoserviks ve rahim iç zarı olan endometriumdaki anormallikleri belirlemek için de kullanılan smear testi, özelikle rahmin dış yüzeyinde oluşmuş olan hastalık durumlarını belirlemek için geliştirilmiş bir tıbbi görüntüleme metodudur.

Kanser öncülü değişikliklerin erken saptanması kaba ölüm hızını azaltır, bilhassa serviks(rahim ağzı) kanserinin bu yöntemle taranması sonucunda kaba ölüm hızı büyük oranda düşmüştür. Sonuç olarak serviks(rahim ağzı) kanserinin tarama testi olarak kullanılan smear testi, erken tanı olanağı sağlamaktadır. Buna ek olarak, maya tipi bir mantar türü olan candida albicans ve cinsel yolla bulaşan bir parazitin neden olduğu trichomonas vaginalis gibi birçok enfeksiyon süreci de smear testi ile tanımlanabilmektedir.

Smear testinde rahim ağzının dış tarafından hücreler alınır. Hastanın vajinasına, vajina duvarlarını ve vajinayı incelemek için kullanılan bir spekulum sokularak serviksten(rahim ağzı) hücre örneği alınır. Özel bir spatül ya da fırça, dokunun yüzüne sürtülür, rahim ağzı yüzeyi hafifçe kazınarak buradan bir miktar hücre alınır. Rahim ağzından kazınarak alınan hücreler bir mikroskop lamı üzerine yayılır ve laboratuvarda normal ve anormal özellikli hücrelerin varlığının ne durumda olduğunun görülmesi için incelenir.

Genellikle cinsel açıdan aktif kadınların smear testini yıllık olarak yaptırmaları önerilir, ancak rehberlerde bu bilgi ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Eğer hastadan çıkan sonuçlar normal değerlerde seyretmiyorsa, anormalliğin tipine bağlı olarak smear testi üç ile on iki ay arası bir sürede tekrarlanır. Eğer anormalik daha detaylı bir inceleme gerektiriyorsa, hasta serviksin(rahim ağzı) daha detaylı bir incelemesi için rahim ağzı, vagen veya vulvanın yakından muayenesini sağlayan kolposkopiye alınabilir. Hastaya ayrıca smear testinin eşdeğeri, hatta zaman zaman da alternatifi olan HPV DNA testi de uygulanabilir. Pap smear’ların %5 ile %7 arasında bir oranı erken evre kanser belirtisi olan displazi gibi kanser öncesi şartlar belirleyebilir.

Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Rahim Ağzı Kanserinin Smear Testi İle İlişkisi Nedir?

Serviks kanseri, servikal kanser ya da rahim ağzı kanseri, rahim ağzında meydana gelen kötü huylu bir kanseridir. Rahim ağzı kanseri, dokuyu oluşturan hücrelerden köken alan kötücül bir tümör, yani hücre ya da dokularda oluşan bir kanserdir. İlk belirtisi genellikle vajinal kanama olabilse de, bazen ilerleyene kadar hiçbir belirti göstermeme durumu da söz konusu olabilir. Rahim ağzının tedavisi, erken evrelerde fark edildiğinde çoğunlukla ameliyat, ileri aşamalarda ise kemoterapi ve radyoterapidir.

Rahim ağzı kanseri; dünya üzerinde her 2 dakikada bir kadının ölümüne neden olan ve değişik ülkelerde yapılan çalışmalarda kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir.

Smear testi ile rahim ağzı kanseri oluşumu öncesi değişikliklerin tanınması mümkün olmaktadır. Rahim ağzı tarama çalışmalarının rutin olarak yapıldığı ülkelerde oluşum ve gelişim aşamasında oaln rahim ağzı kanseri oranı %50’den fazla azalmıştır.

Smear Testi Yaptırmak Neden Önemlidir?

Günümüzde genel olarak servikal(rahim ağzı) kanserin tarama yöntemi olarak smear testi tercih edilir. Smear testi sonuçları, rahim ağzı kanserinde kesin tanı koymada ya da tedavi başlamasında kullanılmaz. Smear testinin sonuçları sadece, rahim ağzı kanserinin gelişiminde artmış olan kanser riski ile ilişkili anormal hücrelerin taramasında kullanılır. Bu sayede, ileri tetkik gereken kadınların seçilmesini sağlar. Smear testi adlı tarama yönteminin yaygınlaşması sonucunda rahim ağzı kanseriyle birlikte birçok enfeksiyon hastalığına da erken teşhis koyma imkânı artmıştır. Böylece, invaziv serviks kanserinin görülme oranı ciddi oranda azalmıştır. Smear sadece bir tarama testi olup, sonuç pozitif çıktığında rahim ağzı, vagen veya vulvanın yakından muayenesini sağlayan kolposkopi, biyopsi, rahmin iç tabakasından parça almak için uygulanan endoservikal küretaj, rahim ağzının boyun kısmından parça alınması işlemi olan konizasyon gibi daha ileri tetkiklere başvurulması gerekir.

Smear testi, ucuz ve kolay olmasının yanında hastalar tarafından kolay kabul edilebilmesi açısından kullanılabilirliği yüksek bir testtir. Günümüzde rahim ağzı ile ilgili olan kanserlerin taranması için kullanılan en yaygın methot; smear tarama testidir. Bunlara ek olarak düzenli toplumsal taramalarda kullanılması halinde, erken teşhis konulmasına yardım ettiği için, rahim ağzı kanserinde ölümleri yaklaşık %75 oranında düşürdüğü bildirilmiştir. Tüm bu özellikleri nedeniyle eşsiz bir tarama yöntemidir. Buna rağmen dünya üzerinde hayatı boyunca hiç smear testi yaptırmamış kadınların sayısı da oldukça fazladır. Tarama testi yapılmadığından erken tanı konamayan bu hastalar genelde ileri evrelerde tanı alır. Bu gerçekler ışığında rahim ağzı kanseri olan hastaların %50’den fazlasının daha önce hiç smear testi yaptırmamış ve %60’tan fazlasının da son 5 yıl içinde hiç tarama yaptırmamış kadınlarda olduğunu gösteren çalışmalar vardır.

Pap smear ile servikal(rahim ağzı) kanser taraması, hem kanser önlenmesinde etkili hem düşük maliyete sahip çok ender yöntemlerden biridir. Servikal(rahim ağzı) kanser oluşumunun ve gelişiminin nedenleri, başka kanser türlerine benzer olarak, belirli kanser öncesi aşamalardan geçtikten belirli bir süre sonra yayılarak üreme yeteneği bulunan bir lezyon haline gelmektedir. Bu nedenle servikal(rahim ağzı) kanserlerin oluşum ve gelişim aşamada yakalanması ve tedavi edilmesi, hastalığın nüfuz etme oranını ve ölüm oranını düşürecektir. Serviks kanseri riskini azaltan birçok sağlık davranışı bulunsa da hiçbiri rutin smear testi yaptırma kadar etkili değildir.

Pap smear yaptırma davranışlarının farklı kültürlere, gruplara ve sosyodemografik özelliklere göre değişebildiğinin bilinmesi, sağlık personelinin hizmet verdiği gruba ulaşmasını ve hizmet sunmasını etkileyecek önemli bir bilgidir. Smear testine girme kararı ve davranışları kadınların bulunduğu yaş, eğitim düzeyleri, sosyoekonomik ve sosyal güvence durumları ve kültürel özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Smear testi yaptırma oranlarının, ekonomik olarak gelişmiş olan ülkelerde yaşlı, fakir ve düşük sosyoekonomik sınıflara ait azınlık gruplarda daha düşük olduğunu gösteren çeşitli çalışmalar ortaya konmuştur. Türkiye’de yapılmış benzer bir çalışmada da, ilerleyen yaşlarda, eğitim seviyesi arttıkça ve kişilerin sosyal güvencesi var ise test yaptırma oranlarının da arttığı belirtilmiştir.

Türkiye’de rahim ağzı kanseri tarama programlarının yaygınlaştırılması, kadın sağlığı açısından önemli bir halk sağlığı problemi olan serviks kanserlerinin nüfuz etme oranında ve ölüm oranında azalmalar sağlaması beklenmektedir. Smear testi ile ilgili yapılan çalışmalar, kadınların bu konuda olan bilgi eksikliği, kanserleri ve testleri önemsememe, muayene olmaktan ve test yaptırmaktan utanma, kötü bir teşhisin konulmasında korkulması gibi nedenlere bağlı olarak jinekolojik muayeneden çekindiklerini göstermiştir.

Smear Testi Sonuçları Güvenilir Midir?

Pap smear’ın servikal(rahim ağzı) kanserin taramasında kullanılmasında bir avatajı bulunmasının yanında bazı sıkıntılar da vardır. Smear testi ile yapılan taramada yanlış pozitif sonuç almak genellikle sık yaşanan bir durumdur. Tarama testlerinin pozitif tahmin değerlerinin düşük görünmesi, gereksiz tedavi girişimlerine neden olmakta ve yalancı negatif sonuçların yüksekliği hem testin hem de boşuna yapılan tedavilerin güvenirliliklerini sınırlamaktadır. Yalancı negatif sonuçlar çeşitli sebeplerle olabilmektedir. Nu nedenler arasında, smear alımında anormal hücreler içeren alanların yanlışlıkla atlanması ve bu nedenle anormal hücrelerin görülmemesi, anormal hücre alınmasına rağmen cam hazırlama aşamasında anormal hücrelerin smear çubuğundan cama aktarılamaması, patoloğun anormal hücreleri camda görememesi veya görse bile normal değerlendirmesi, lezyonun servikal kanalın iç kısmına doğru yerleşmesi, iltihap varlığı sayılabilir. Yalancı negatif sonuçların çıkmasını azaltmak için hücrelerin kan, mukus ya da iltihap oluşumlardan temizlenerek, lam üzerinde ince bir tabaka halinde yayılmasını sağlayan teknolojiler de geliştirilmiştir.

Ne Zaman Smear Testi Yaptırılmalı?

Amerikan Kanser Derneği (American Cancer Society, ACS), rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik olarak smear testini,

  • Kadınların ilk cinsel deneyimden 3 yıl sonra
  • Cinsel olarak aktif olsun ya da olmasın 21 yaşına geldiklerinde
  • 30 yaş ve üzerinde her yıl
  • Üç yıl negatif sonuç çıkması durumunda 3 yılda bir yaptırmaları gerektiğini bildirmiştir.

70 yaşın üzerinde ve son 10 yılda anormal PAP test sonucu olmayan, üç ya da daha fazla normal PAP test sonucu olan kadınların ise servikal(rahim ağzı) kanser tarama programından çıkarılmalarını bildirmiştir. Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Kurulu (American College of Obstetricians and Gynecologist, ACOG) ise hayatı boyunca hiç muayene olmamış, halen cinsel olarak aktif olan ya da 21 yaşına gelmiş tüm kadınların yıllık pelvik muayenelerini ve smear testi yaptırmalarını, 30 yaş üzerinde ve 3 yıl ardışık yıllık normal pelvik muayene ve PAP smear sonucu olan kadınların daha uzun aralıklarla kontrol edilebileceğini bildirmiştir.

Tüm bu muayene yaş ve şartları ile birlikte kemoterapi gibi tedaviler alan bağışıklık sistemi baskılanmış ya da HIV tanısı alan kadınlarda ilk yıl iki kez, test sonuçları negatif ise yılda bir kez smear testi yapılmalıdır. Ayrıca servikal kanser nedeniyle rahmin vücuttan tümden çıkarılması ameliyatı olan kadınlarda başlangıçta sıkı bir izlemeye daha sonra ise yıllık izlem yapılmalıdır.

Smear Testinin Koruyucu Etkisi Var Mıdır?

2007 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre, smear testi yapmanın vücudu kansere karşı koruyucu tepkilerin ortaya çıkmasını sağladığı ve bu durum da kadınlarda daha çok cinsel yolla bulaşan, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere genital siğil, rahim ağzı ve vajina kanserine yol açabilen bir virüs olan HPV’nin bağışıklık sistemi tarafından atılmasına önayak olup serviks kanseri olasılığını azaltabileceği öne sürülmüştür. Bir kadının hayatı boyunca düzenli olarak yaptırdığı smear testi sayısı ile HPV pozitif olması arasında ters bir ilişkinin istatistiksel olarak bulunduğu bilinmektedir.


uterus.jpg
10/Ağu/2018

Rahim Sarkması Nedir?

Rahim (Uterus) sarkması, insanın dik yürümesine destek olun, karın, sırt ve solunum kaslarıyla birlikte çalışan ve rahimi olması gereken yerde tutan pelvik taban kaslarının ve kemikleri kemiklere bağlamaya yarayan ligamentlerin gerilmesi ve zayıflamasının bir sonucu olarak rahime yeterli desteği sağlayamadığında ortaya çıkan bir sorundur. Bu durumda rahim aşağı doğru kayar veya vajinadan dışarı çıkar.

Rahim sarkması sıklıkla bir ve birden fazla vajinal doğum yapmış kişilerde, menopoz sonrası dönemde olan kadınlarda görüldüğü gibi her yaştaki kadında ortaya çıkabileceği görülmektedir.

Rahimi olması gereken yerde tutan pelvik taban kaslarının zayıflaması ve görevini eskisi gibi yerine getirmemesi sonucu rahmin sarkması şu nedenlerden kaynaklanabilir:

  • Gebelik ve doğum sırasında travma ve destek bağ dokusunun zarar görmesi
  • Zor gerçekleşen doğum
  • Kas tonusunun kaybı
  • Menopoz sonrası kanda azalmış ösrtojen
  • Yerçekimi etkisi
  • Östrojen eksikliği
  • Yıllarca tekrarlayan zorlamalar
  • Çok sayıda doğum yapmak
  • Normal doğum yapmak
  • İri bebek doğurmak
  • İlerlemiş yaş
  • Şişmanlık
  • Ağır yük kaldırmak
  • Sürekli öksürmek
  • Kabızlık
  • Fazla ıkınma

Rahim sarkması için risk oluşturabilecek faktörler:

  • Bir veya daha fazla gebelik ve vajinal doğum
  • Büyük bir bebek doğurmuş olmak
  • İlerlemiş yaş
  • Sık ağır yük kaldırma
  • Kronik öksürük
  • Daha önce geçirilmiş pelvis cerrahisi
  • Bağırsak hareketleri için sık olarak ıkınmak
  • Genetik olarak rahmin zayıf bir bağ dokusuna sahip olması
  • Beyaz veya latin ırktan olmak

Obezite, kronik kabızlık ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi bazı durumlar, pelvisinizdeki kaslarda ve bağ dokularında gerginlik yaratır ve böylece rahminizin sarkmasında rol oynuyor olabilirler.

Eğer hastanın rahim sarkması şikayeti var ve bu şikayet düşük seviyelerde seyrediyor ise genellikle tedaviye gerek yoktur. Eğer rahim sarkması kişiyi rahatsız ediyor ve normal hayatı engelleyecek düzeyde sorun yaratıyorsa, tedaviden başka yol yoktur.

Belirtiler

Rahim sarkmasının şiddeti kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Eğer hasta hafif şiddette rahim sarkmasına sahip ise aşağıda sıralanan belirtilerin hiçbirini görmemiş olabilir. Eğer orta veya ileri rahim sarkmanız olursa aşağıdaki belirtileri yaşayabilirsiniz:

  • Pelvisde ağırlık ve çekilme hissi
  • Vajinanızdan dokunun dışarı çıkması ya da vajinadan bir parça çıkacakmış gibi hissetme
  • Sık idrara çıkma
  • İdrar ya da gaz kaçırma, idrar sırasında yanma veya idrar yapamama gibi üriner problemler
  • Bağırsak hareketlerinde sorun
  • Belin alt bölgelerinde ağrı
  • Sabahları daha az olup akşama doğru kötüleşen belirtiler
  • Cinsel birleşme sırasında ağrı ve acı çekme
  • Cinsel isteksizlik
  • Kabızlık
  • Kasık, bel ve sırt ağrısı

Rahim Sarkması İçin Ne Zaman Doktora Gitmeliyiz?

Rahim sarkması şiddetli olmadıkça tedavi gerektirmez. Eğer kendinizde gördüğünüz belirtiler ve bulgular rahatsız edici ve normal aktivitelerinizi engelliyor ise, durumunuzla ilgili seçenekleri tartışmak için doktorunuzla konuşabilirsiniz.

Rahim Sarkması Ne Gibi Sorunlar Yaratır?

Rahim sarkmasının muhtemel komplikasyonları aşağıdakileri kapsar:

Ülserler: Burada bahsi geçen ülser midede görüldüğü bilinen ülser değil dermatolojik açıdan görülen ülserdir. Son evreler gelmiş rahim sarkması durumlarında, vajinal bölge dışarı kadar sarkabilir. vajinal bölgenin rahmin aşağısına doğru inişiyle beraber dışarı çıkarak iç çamaşıra sürtünebilir.

Bu durum bazı vakalarda, deride ya da mukoza zarında oluşan ve dokunun parçalanmasıyla görülen yaralar olan ülserlerin vajinada görülmesine yol açar.   Nadir vakalarda da ülserler enfekte olabilirler.

Diğer pelvik organların sarkması: Eğer rahminiz sarkıyorsa diğer pelvik organlar olan böbrekten süzülen idrarın depolandığı ve dışarı atıldığı, adalelerden oluşmuş içi boş bir organ olan mesane ve kalın bağırsağın son bölümü olan rektum da sarkıyor olabilir. Kişide idrar atımını zorlaştıran ve idrar yollarında enfeksiyon görülme riskini arttıran sarkmış mesane (sistosel) vajinanın ön duvarında çıkıntı oluşturur. Rektum üzerinde yer alan bağ dokusunun zayıflığı, bağırsak hareketlerini zorlaştırabilecek rektosel denilen rektum ön duvarının vajene doğru fıtıklaşması rahatsızlığına neden olabilir.

Rahim Sarkması Nasıl Teşhis Edilir?

Rahim sarkmasının tanısını koymak için yapılan muayeneler veya testler aşağıdaki gibidir:

Pelvis Muayenesi: Bu muayene sırasında, doktorunuz rahminizin ne kadar vajina içine sarktığını değerlendirmesine yardımı olacağından, sizden tuvaletinizi yapıyormuş gibi ıkınmanızı isteyebilir. Doktorlar genellikle pelvik kaslarının kuvvetini  kontrol etmek için hastanın kaslarını, idrarını tutuyormuşçasına kasmasını isteyebilir.  Muayene ayakta duruyor ve yatıyorken yapılabilir. 

Anket: Rahim sarkmanızın hayat kalitenizi nasıl  etkilediğini göstererek doktorunuzun sizi değerlendirmesine yardımı  olacak bir anket doldurabilirsiniz. Bu bilgi tedavi kararlarınıza rehberlik edebilir.

Nadiren rahim sarkmasının ne derecede olduğunu görmek için kullanılsalar da rahim sarkmasının teşhisinde, manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ya da ultrason gibi görüntüleme uygulamalarına genellikle ihtiyaç duyulmaz.

Rahim Sarkmasında Uygulanan Tedavi Yöntemleri

Rahim sarkması olan kişi kendisinde bir belirti görsün ya da görmesin eğer hastayı rahatsız etmeyen, hafif derecede seyreden rahim sarkması var ise, muhtemelen tedaviye ihtiyacınız yoktur. Ancak şuan hastanın tedaviye ihtiyacı olmaması ilerde de olmayacağı anlamına gelmez. Çünkü pelvik tabanı zaman içinde tonusunu kaybetmeye devam edebilir, zamanla rahim sarkması ileri seviyeye geçebilir. Rahim sarkması belli tedavilerden sonra gerilemeye başlasa da doktor ile birlikte, sarkmanın tekrar ilerlememesini sağlamak için durumu takip etmek ve belirtileri gözden geçirmek için kontrole gitmek önemlidir.

Pelvik kaslarını sıkılaştırmaya yarayan Kegel egzersizleri gibi kendi başınıza yapabileceğiniz önlemler hastalığın neden olduğu şikayetleri durdurmaya ya da en azından hafifletmeye yardımcı olabilir. Sağlıklı olarak belirlenen bir kiloya ulaşmak ve ağır yükler kaldırmamaya dikkat etmek, pelvisi destekleyen yapılar üzerindeki basıncı azaltmaya yardım eder.

İleri rahim sarkması durumlarında tedavi seçenekleri aşağıdaki gibidir:

Vajinal Peserler: hastanın rahmini yerinde tutması için vajinanın içine yerleştirilen bir alettir. Geçici veya kalıcı tedavi için kullanılan peserler çeşitli şekil ve boyutlarda olmaktadır. Doktorlar, rahmin sarkma derecesini ölçerek rahim sarkması sorunu yaşayan hastaya en uygun peseri seçecektir. Peseri nasıl çıkarıp temizleyip tekrar takacağınızı öğreneceksiniz. Bazı peserleri akşam çıkarıp sabah takabilirsiniz ama bazı peserler takıldığı yerde uzun süre kalabilmektedir. İleri rahim sarkmalarında küçük bir kullanım alanına sahip olan peserler vajinal dokuyu yaralayabilir ve seksüel birleşmenin engellenmesine neden olabilir.

Cerrahi Yöntem: insanın dik yürümesine destek olun, karın, sırt ve solunum kaslarıyla birlikte çalışan ve rahimi olması gereken yerde tutan pelvik taban dokusunun, hasarlanmış ve zayıflamış olduğu durumlarda onarılması için bazen karından müdahale gerekmesine rağmen cerrahlar hastayı vajinal yoldan ameliyat edebilir. Rahim sarkmasının cerrahi tedavisi, hastanın kendisinden alınan dokularının bir yerden başka bir yere taşınmasını ya da yapay dokuların hastanın pelvis organlarını desteklemek için zayıflamış pelvis taban yapılarına yerleştirmesini kapsayabilir.

Sakrokolpopeksi, Histeropeksi, Sakrospinoz Fiksasyon: Rahmi almak anlamına gelen histerektomi ameliyatını bazı durumlarda cerrahlar önerebilir. Bazı durumlarda kapalı ameliyat (Robotik veya laparoskopik cerrahi) mümkün olabilir. Robotik veya laparoskopik cerrahi, hastanın karnında küçük kesiler üzerinden, özel cerrahi aletler ve cerraha, karın içinde kılavuzluk eden, ışıklı bir kamera (laparoskop) kullanılarak yapılır. Doktorlar genellikle rahim sarkması yaşayan hastanın durumuna göre uygun ameliyatı ve cerrahi yaklaşımı önerecektir. Her ameliyatın avantaj ve dezavantajları mevcuttur ve bunlar için cerrahınızla karar vermeniz gerekecektir.

Eğer ilerde gebelik planınız varsa rahim sarkması ameliyatları için uygun bir aday olmayabilirsiniz. Çünkü gebelik ve bebeğin doğumu rahminizi destekleyen dokular üzerinde gerim oluşturacağı için onarım ameliyatının faydalarını geriye çevirecektir. Ayrıca büyük sağlık sorunları olan hastalarda ameliyat riskleri, ameliyatın faydasını gölgede bırakabilir. Bu tür durumlarda rahatsız edici belirtilerden kurtulmak adına peser kullanımı sizin için en iyi tedavi seçeneği olabilir.

Rahim Sarkmasına Karşı Yaşam Tarzı Değişimi ve Evde Uygulanabilir Çözümler Nelerdir?

Hastada var olan rahim sarkmasının şiddetine bağlı olarak hastanın kendi kendine yapabileceği şeyler de vardır. Aşağıdaki önlemler rahim sarkmasına karşı fayda sağlayabilir:

  • Kegel egzersizleri yapmak
  • Yüksek lifli gıdalar yiyerek ve fazla sıvı alarak kabızlıktan korunmak
  • Ikınmaktan ve ağır kaldırmaktan kaçınmak
  • Öksürüğünüzü kontrol altında tutmak
  • Eğer obez ya da fazla kilolu iseniz kilo vermek

Kegel Egzersizleri Nedir ve Nasıl Yapılır?

Kegel egzersizleri rahim, mesane ve bağırsaklara destek olan pelvik taban kaslarını sıkılaştırıcı bir etkiye sahiptir. Güçlü bir pelvik tabana sahip olmak rahim sarkması ile ilgili bulguları, belirtileri ve şikayetleri azaltır ve pelvis içindeki organlarınıza daha iyi destek sağlamaya yardımcı olur.

Kegel egzersizi yapabilmek için aşağıdaki adımları izleyin:

  • Pelvik taban kaslarını yani idrarı durdurmak için kullanılan kasları kasın ve sıkın
  • Sıkma işlemini 5 saniye boyunca devam ettirin, sonra 5 saniye gevşek bırakın. Eğer bu sıkma işlemi çok zor olursa başlarda 2 saniye sıkıp, 3 saniye gevşeme durumu da olabilir.
  • 10 saniye kasılı tutabildiğiniz zamana kadar çalışmaya devam edin.
  • Bu egzersizi her seferinde 10 defa, günde 3 set olarak yapın.

İyi bir terapist ve biyolojik geribildirimler ile (biofeedback) beraber uygulandığında Kegel egzersizleri daha çok başarı getirmektedir. Biyolojik geribildirim, sizin doğru kasları ideal şiddet ile uygun sürelerde kastığınızı izleyen aletlerin kullanımını kapsar.

Kegel egzersizleri ile ilgili doğru yöntemi bir kere öğrendiğinizde, istediğiniz herhangi bir zamanda, Kegel egzersizlerini oturuyorken ya da kanepede dinleniyorken ihtiyatlı bir şekilde yapabilirsiniz. 

Rahim Sarkmasını Önleme Yöntemleri Nelerdir?

Rahim sarkması her zaman için önlenemese de, eğer aşağıda yer alan maddeleri uygularsanız rahim sarkması yaşama riskinizi azaltabilirsiniz:

  • Kegel egzersizlerini düzenli bir şekilde yapmak: Bu egzersizler özellikle doğum sonrası etkilenen pelvik taban kaslarınızı güçlendirebilir.
  • Kabızlığı önleme ve tedavi etmek: Fazla miktarda sıvı alın; meyve, sebze fasulye ve tam tahıllı gevrekler gibi yüksek lifli yiyecekleri yiyin.
  • Ağır kaldırmaktan kaçınma ve ağır kaldırırken doğru yöntemi kullanmak:Bir şey kaldırıyorken, bel ve sırtınız yerine bacaklarınızı kullanın.
  • Öksürüğü kontrol altına almak:Sigara içmeyin ve kronik öksürük veya bronşit için tedavi alın.
  • Kilo almaktan kaçınmak:Ideal kilonuzu ve eğer ihtiyacınız varsa kilo verme stratejinizi belirleyin.

 


miyom.jpg
10/Ağu/2018

Miyomlar İçin Ameliyat Şart Mıdır?

Miyom Nedir?

Çoğunlukla fibroidler olarak da isimlendirilen miyomlar, kadın genital sisteminin ve muhtemelen tüm yumuşak doku tümörlerinin en çok görülenidir. Miyomlar, rahim ve rahim ağzında görülen normal dışı düz kas dokusu büyümeleridir. Miyomlar kadının rahminde, miyometrium ismi verilen ve istemsiz kasılan, bebek plasenta ve adet kanamasının atılımını sağlayan kas tabakasında görülen düz kas hücrelerinin anormal olarak büyümesi ile meydana gelir ve çoğu zaman birden fazla sayıda miyomun geliştiği görülür.

Tek tek rahim hücrelerinin bloklar halinde büyümesinden kaynaklanan rahim adalesinin miyometrium hücre tümörleridir. Rahim adalesinin herhangi bir yerinde yerleşmiş hücrelerden kaynaklanabilirler. Miyomlar için çeşitli tedavi yöntemleri bulunduğu gibi bunlardan en bilineni miyom ameliyatıdır.

Miyomlar Hangi Nedenlerle Oluşurlar?

Miyomların neden oluştuğu konusunda çok fazla bilgi yokturMiyomların büyümelerinin ve belirtilerinin daha çok görülür hale gelmesinin, seks hormonlarına bağlı olduğu bilinse de hormonal düzensizliklerin de miyomları ortaya çıkarmada katkıda bulundukları bilinmektedir. Çünkü doğum kontrol haplarının ya da menopoz tedavisi için kullanılan hormon ilaçlarının da miyomlara neden olduğu çok önceki yıllarda tespit edilmiş bir gerçektir. Miyomların oluşum nedeni ile ilgili en etkin görüş ise genetik kalıtım biçimidir ve ailesinde miyom oluşumu saptanmış kişilerin yüzde 40’nda, hayatları süresince bir dönemde miyom gelişeceği tahmin edilmektedir. Hastalığın görülme oranı için aile, yaş ve ırk temelinde kesin görüşler sunulabilse de birey temelinde miyomların hangi kadınlarda görüleceği klinik olarak öngörme şansı çok azdır.

Miyomların yarattığı şikayetler hacimlerine ve rahmin içinde yerleşmiş oldukları bölgelere göre değişmek ile birlikte kitle etkisine bağlı olarak hiçbir şikayet yaratmadan normal jinekolojk muayene esnasında rahimde oluşturdukları büyüme nedeniyle fark edilirler. Muayene dışında kadının idrar kaçırması, bel-kasık ve bacaklara vuran ağrılar çekmesi, adet kanamaları sırasında çok ağrı çekmesi, adet kanamalarının uzun ve fazla olması, adet kanaları dışında ara kanamalar görülmesi ve gebe kalma sürecinde yaşanan sorunlar, miyomların belirtilerinin önde gelenleridir.
Miyomların oluşumuna neden olan kesin sebepler bilinmediği gibi östrojen adı verilen kadınlık hormonunun, miyomların büyümesine büyük oranda yol açtığı düşünülmektedir. Gebelik sırasında, salınan östrojen miktarı arttığından miyomlar bu dönemde büyür. Menopozun yaşandığı dönemde ise kadınlık hormonu düzeyinde azalma olduğu için miyomlar küçülür. Ailesinde özellikle annesi, kız kardeşi veya anneannesinde miyom olan kişilerde miyom gelişme olasılığı fazladır. Miyomlar genellikle çok yavaş büyüyen yapılardır ancak gebelik döneminde ve kadınlık homonu(östrojen) içeren hormon tedavisi sırasında hızlı büyüdükleri görülmüştür.

Miyomların Oluşmasında Doğum Kontrol Haplarının Etkisi Var Mıdır?
Eskiden doğum kontrol haplarının, östrojen ve progesteron içerdiği için miyomlara neden oldukları düşünülmekteydi. Fakat bu konuda yapılan araştırma ve çalışmalar, doğum kontrol hapları alan ve almayan kadınlar arasında miyomların ortaya çıkma riski konusunda hiçbir fark bulunamadı.

Miyomlar Ne Sıklıkla ve Kimlerde Görülürler?
Miyomlar her dört kadından birinde görülür. 30-40 yaşlarında görülen miyomlar, menopoz sonrasında küçülür. Yapılan araştırmaların çoğunda görülen gerçek şudur ki yaşı 40 ve üzeri olan kadınların yüzde 40’ında miyom bulunmaktadır ve miyomu olan kadınların yaklaşık olarak yüzde 75’i miyomunun olduğunun farkında değildir.

Miyomların Farklı Tipleri Var Mıdır?
Miyomlar genellikle rahimde, nadiren de rahim ağzında görülürler. Miyomlar genellikle saplı, subseröz, intramural, submüköz ve intrakaviter olarak farklı tiplerle ifade edilirler. Miyomlar rahimde yerleşmiş oldukları tabakaya göre tiplere ayrılırlar. Bu farklı isimlendirmeler rahmin dış tabakasından iç tabakasına doğru olarak, yerleşim bölgelerine göre verilir. Subseröz miyomlar, rahmin dış tabakasında yerleşmiş miyomları,
İntramural miyomlar, rahmin orta tabakasında yerleşmiş miyomları, Submüköz miyomlar, rahmin iç tabakasında yerleşmiş miyomları,  Saplı miyomlar, rahim dışına doğru büyüyen miyomları, Parazitik miyomlar,
karın içinde rahim dışında yerleşmiş miyomları ifade eder.

Miyomların Varlığını Gösteren Belirtiler Nelerdir?
Görülen miyom vakalarında rastlanılan genel durum, birçok miyomun hiçbir belirti vermediğidir. Miyomların yol açtığı yakınmalar, miyomların büyüklüğü, yerleşim yeri ve miyomun sayısına göre değişiklik gösterir. Miyomların en sık yol açtığı ve belirti sınıfına girecek sorunlar ise şunlar olabilir:

  • Kasık ve karın ağrısı,
  • Kasıkta ve karında dolgunluk ve basınç hissi,
  • Cinsel birleşme sırasında görülen ağrı,
  • Fazla ve uzun süren adet kanaması,
  • Adet kanamaları arasında görülen ara kanamalar.

Adet kanamaları arasında görülen anormal ara kanamalar, miyomların endometriuma (rahmin iç tabakasına) baskı yapmasından dolayı gelişirler.
Rahim ve rahim duvarında gelişen, infertiliteye (kısırlık) ve bebeğin kaybına neden olabilen miyomları hasta oldukça ciddiye almalıdır. Kasıklarınızda ağrı hissettiğinizde doktora başvurmanız olası bir miyom tehdidiyle karşı karşıya kalıp kalmadığını öğrenmeniz için önemlidir.
Böbrekten süzülen idrarın depolandığı ve dışarı atıldığı, adalelerden oluşmuş içi boş bir organ olan mesanenin  azalan kapasitesine bağlı olarak, miyomu olan kişiler, sık sık idrara gitme ihtiyacı hissedebilirler. Eğer miyoma bağlı oluşan baskı hastaya uygun yöntemler ile düzeltilmez ise kişinin böbrekleri büyük ihtimalle zarar görür. Rahmin alt kısmında yer alan miyomlar, kalın bağırsaklar ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektuma baskı yapar. miyomların, kalın bağırsaklar ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektuma baskı yapması nedeni ile bağırsak hareketleri zorlaşır. Bağırsak hareketlerinin güçlenmesi kişide kabızlık ve hemoroidlere (basur) neden olur. 

Miyomlar Kişide Ağrıya Neden Olabilir Mi?
Miyomlar büyüyebilmek için kanlanmaya ve oksijene ihtiyaç duyar. Aniden büyüme gösteren miyomlar, kanlanma ihtiyacını karşılayamadığı ve yeterli seviyede oksijene ulaşamadığında, hücre ölümü gerçekleşir ve miyom dejenere olur. Miyomun dejenere oluşu sırasında ortaya çıkan kimyasallar ağrıya neden olur.

Miyomlar İnfirtiliteye (Kısırlık) Neden Olabilir Mi?
Rahim içinde bulunan miyomlar infertiliteye (kısırlığa) neden olabilir. Uzun süreli olarak çocuk sahibi olamayan kadınların, %2’si ya da 3’ünde infertilitenin(kısırlık) nedeni miyomlardır. Böyle vakalarda kısırlık tedavisi için miyom ameliyatı ihtimali doğabilir. Miyomlar endometriumda değişikliklere neden olarak döllenen yumurtanın rahme tutunmasını engelleyebilir. Bunun dışında, miyomlar, fallop tüpleri denilen kadındaki yumurtalık kanallarına baskı yaparak, erkekten gelen spermin yumurtaya ulaşmasını ve yumurtanın döllenmesini engeller. Miyomlar, miyom ameliyatı ile alındıktan sonra sağlanabilen gebelik oranları ise hastanın yaşı ve gebeliğe engel olan diğer hastalık nedenlerinin bulunmasına bağlı olmakla beraber genellikle yüksektir.

Miyomlar Düşüğe Neden Olur Mu?
Gebelik döneminde östrojenin artması nedeni ile miyomlar büyüme gösterir. Miyomların, endometrial doku ve rahmin kanlanmasındaki bozukluklar yaratması, rahimdeki yerleşim ve büyüklüklerine göre bebeğin ve plasentanın gelişmesini engelleyerek düşüklere yol açması mümkündür. Tüm bu nedenlerden dolayı miyomu bulunan kadınlarda düşük yapma ihtimali yüzde 40 gibi yüksek oranlara ulaşabilir. Miyomların miyom ameliyatı ile alınmasından sonra miyoma bağlı düşük yapan hastaların %80’i sağlıklı çocuk sahibi olabilir.

Miyomların Varlığı İçin Teşhis Nasıl Konur?

Basit jinekolojik muayene ile miyomların tanısı konulabilir. Miyomların, gösterdikleri belirtiler sebebi ile erken dönemdeki gebelik, yumurtalık ve bağırsak tümörleri ile sıkça karıştırıldıkları görülmüştür. Bu nedenle miyomların kesin teşhisi için hastalara mutlaka detaylı inceleme yapılmalıdır. Miyomların tanısında aşağıdaki yöntemler kullanılır:
Ultrason, yüksek frekanstaki ses dalgalarını kullanarak üreme organlarının görüntülenmesini sağlar. Miyomlar eğer 1 santimetreden küçük ya da çok büyük ise ultrason ile yapılan inceleme ve teşhis hat için sağlıklı sonuçların alındığı anlamına gelmez.
Miyomların teşhisinde bu yönteme genellikle gerek duyulmasa da bilgisayarlı tomografi ile de rahmin üç boyutlu görüntüsü elde edilebilir.
Manyetik Rezonans, miyomların tanısında nadiren başvurulan bir yöntemdir. Bu işlem miyomun büyüklüğü ve yeri hakkında fikir verir.
Histerosalpingografi (HSG-rahim filmi) adı verilen inceleme ile rahim ve fallop tüplerine özel bir boya verilerek bu yapılar değerlendirilir. Rahim ve tüplerdeki anormallik içeren durumların teşhisine imkan sağlayan Histerosalpingografi yöntemi ile miyomların da tanısı konur.
Diagnostik Histeroskopi incelemesinde histeroskop olarak adlandırılan teleskopik bir cihaz ile rahim içi değerlendirilir. Diagnostik Histeroskopi yöntemi ile rahim içinde bulunan miyomlar çıkartılabilir.
Diagnostik Laparoskopi ile miyomların tanısı konur ve tedavisi yapılabilir. Laparoskopi olarak adlandırılan ve açık ameliyatların aksine büyük ameliyat kesikleri olmadan, hastanın karnından girilerek üreme organları değerlendirilir. Genel anestezi altında yapılan işlem esnasında histeroskopi de uygulanabilir.

Miyomların Tedavisi Nasıl Yapılır?

Miyom Ameliyatı Kesinlikle Yapılmalı Mıdır?

Çoğu miyomda, hastalığın ilerlemesinin yakından takip edildiği bir tedavi türü olan konservatif tedavi, adet düzensizliklerinin önlenmesi, kanama sürecini kısaltıp kanama miktarını azaltacak sistemik ilaçlar ya da bazı özel spiraller ile miyomların doğal olarak küçüleceği menopoz dönemine kadar beklemek mümkündür. Eğer belirtilerin şiddeti yaşamı olumsuz etkileyecek boyutlara varmışsa ve özellikle çocuk doğurma şansının korunması isteniyorsa açık cerrahi veya daha çok tercih edilen şekilde endoskopik (laparoskopi veya histereskopi) yöntemlerle miyomwektomi ilk seçenektir. Çoğunlukla kadınlar üreme fonksiyonunu kaybetmemek ve organ bütünlüğünü haklı olarak korumak isteyebilirler. Ama kimi zaman hasta isteği kimi zaman da tıbbi nedenlerle miyom ameliyatında rahmin tamamen alınması durumu da olabilir.

Düzenli Takip
Tüm miyomların cerrahi ile çıkarılmasına gerek yoktur. Eğer hastada ağrı, baskı hissi, düzensiz ve aşırı görülen adet kanaması gibi şikayetler görülmüyor ise bu hastaların düzenli kontrolleri yapılarak miyom boyutları takip edilir.

Cerahi Yöntemler
Yakınmalara yol açan ve hızla büyüyen miyomlar cerrahi olarak çıkartılmalıdır. Rahim bırakılarak sadece miyomların çıkartıldığı miyom ameliyatına miyomektomi denir.

Cerahi Histeroskopi
Bu yöntem ile, rahime yerleştirilen histeroskop cihazı kullanılarak sadece rahim içinde bulunan miyomlar çıkartılabilir.

Cerahi Laparoskopi
Rahmin dış duvarına yerleşen miyomların çıkartılması için uygulanabilir. Açık ameliyatların aksine açılan ince bir kesiden laporoskop ile karın içine girilip miyomlar çıkartılır.

Laparatomi
Miyom tedavisinde diğer yöntemlere göre daha büyük bir girişim olan laparatomi yöntemi, hastada yer alan miyomlar, çok büyük veya çok sayıda ise uygulanabilir.

Miyom ve Kist Aynı Şey Midir?
İkisi de iyi huylu olmasına rağmen oluşum yerleri çok farklıdır. Bu nedenle miyom ve kistler aynı oluşumları ifade etmezler. Miyomlar kadında rahimde yer alan düz kas hücrelerinin bir araya geldiği ve çoğunlukla rahmin içinde ya da çevresinde bulunan katı tümörlerdir. Kistler ise yumurtalık içindeki içi su dolu keseleri ifade ederler.

 


ikolata.jpg
09/Ağu/2018

Çikolata Kisti Nedir?

Endometriozis ya da herkesçe bilinen adıyla çikolata kisti, rahim mukozasında yer alan epitelyum dokusundan kopup ayrılan hücrelerin, rahimden az çok uzaktaki dokularda meydana getirdiği tehlikesiz bir tür urdur. Çikolata kistleri, rahimin içini döşeyen ve endometrium olarak bilinen tabakanın yumurtalıklarda olması ve her adet döneminde kanayarak kist haline gelmesi sonucu ile oluşur. Her adet döneminde kanayan kistin içinde uzun süreler boyunca kalan kan, bir zaman sonra pıhtılaşır ve erir, bunun sonucunda da aynı çikolataya benzeyen bir rengi ve kıvamı alan bir sıvı halini alır. Bu nedenle bu kistler “çikolata kisti” olarak anılmaktadır. Bu urlar kadında ağrıya, kısırlığa ve diğer bazı sorunlara neden olabilir. Rahmin iç zarında olan kanama ile birlikte endometrium dokusunun dışarıda odaklandığı yerlerde de kanamalar meydana gelmekte ve bu hastalık, hastada çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Genelde bu hastalık geç teşhis edilmektedir. Yaklaşık olarak çikolata kistinin ilk belirtiyle teşhis arasında 6 seneye yakın bir süre geçer. Rahim içini döşeyen yapı gibi çikolata kistleri de adet döneminin etkisi altındadır. Adet dönemi içerisinde bu urlarda da kalınlaşma ve kanama olur. Çikolata kistlerinin en sık görüldüğü yerler, karın boşluğu ve özellikle de yumurtalıklarda ve pelvis adındaki kalça boşluğudur.  Çikolata kistleri genelde etrafa yapışıklıklar gösterir.  Genellikle ultrasonografide yumurtalık içerisinde yer alan yoğun granüllü kistik kitlelerin görülmesi ile tanısı konulabilir.

Endometriozis iyi huyludur. Henüz tam olarak çözülmemiş, çaresi bulunamamış bir hastalıktır. Günümüze kadar birçok olasılık ortaya atılmış ve tartışılmışsa da, bu rahatsızlığın kökeni, ilacı ve tedavisi tam olarak bulunabilmiş değildir. Çikolata kistlerinin vücutta ortaya çıktığı yer % 80 itibarıyla yumurtalık bölgesidir. Fakat rahim içinde yer alan söz konusu doku (endometrium) karın içindeki organlarda bulunabildiği gibi karın dışında da bulunabilmektedir. Endometriyozis hastalığının kadınlarda görülme oranı çoğunlukla % 2 ile % 5 arasındadır.

Endometriosis Neden Oluşur?

Nedenini açıklamaya yönelik çeşitli teoriler öne sürülse de çikolata kistlerine hangi faktörlerin sebep olduğu bilinmemektedir.
Endometriosisin nedeni ile ilgili en fazla kabul gören kanı ise genetik olarak bu hastalığa yatkınlığı olan hastalarda, hastaların karın içinde yer alan belirli yüzeylerinde ya da dokularında, hücrelerinin yapısal olarak bir değişikliğe uğraması ve endometrium dokusunun, adet döngüsü esnasında tüpler aracılığı ile karın boşluğuna geçmesinin bu değişimi kolaylaştırması ile yeni çikolata kisti odaklarının oluşması teorisidir. Ayrıca kişinin bağışıklık sisteminin zayıf olmasının da çikolata kistlerine neden olabileceği ifade edilmektedir. Tam olarak nedeni için bir şey söylenemese de şu nedenlerden dolayı çikolata kisti oluşabilir:

  • Çevresel nedenler
  • Bağışıklık sorunları
  • Adet kanının karın boşluğuna akışı (Retrograd menstrüasyon)
  • Genetik
  • Lenf sistemi
  • Doku farklılaşması (Metaplazi)

Çikolata Kistlerinin Belirtileri Nelerdir?

Endometriosisin yumurtalıklarda oluşması halinde kistler oluşabilir. Bunlara çikolata kistleri denir. Bu kistler çok büyüdükleri takdirde ciddi problemlere neden olabilirler.

Endometriosis belirtilerinin nitelikleri ve şiddetleri, hastalığın yerleşmiş olduğu bölge ve yayılma durumuna göre değişkenlik gösterir. Sık olarak da herhangi bir problemi olmayan hasta gruplarında da bulunabilen bir tür hastalık olması sebebi ile endometriosis, çoğu zaman bir belirti göstermeyebilir.

Endometriosisin semptomlara yol açma nedeni, her ay hastalığın bulunduğu bölgede aynı şekilde adet kanaması gibi kanamanın olmasıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri şunlardır:

  • Adet öncesinde başlayan ve adet sırasında belirgin hale gelen ağrı
  • Yorgunluk ve sırta vuran ağrı
  • Adet sırasında kabızlık ya da ishal görülmesi
  • Bağırsak hareketlerinde düzensizlik olması
  • Belde ve kasık bölgesinde ağrı
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı
  • Bacakları etkileyen ağrı
  • Gebe kalamama
  • Bulantı ve kusma etkisi
  • İdrar ve dışkıda kan görülmesi
  • Sıkça idrara çıkma

Endometriosis İnfertilite İlişkisi Nedir?
Eğer kadında şiddetli bir endometriosis bulunuyor ise, üreme organları arasındaki anatomik ilişkinin bozulması ve yapışıklıklar nedeni ile tüplerde ortaya çıkan tıkanıklıkların infertiliteye (kısırlık) yol açması durumu herkesçe bilinir.
Çok düşük ya da orta derecede endometriosisin ne oranda ve de ne şekilde infertiliteye(kısırlık) yol açtığı ise tartışılan bir durumdur. Gerçek olan şudur ki endometriosis, infertiliteye çok sık olarak eşlik eder.
Ancak genellikle bir arada görülen bu iki hastalık arasındaki neden-sonuç ilişkisini kurmak kolay olmamaktadır. İnfertilite(kısırlık) sebebiyle yapılan laparoskopilerin %21 ya da %48’inde bu hastalığın varlığı görülürken, infertilite(kısırlık) dışında başka bir neden ile, örneğin tüplerin bağlanması gibi, yapılan laparoskopi operasyonlarında bu oranın %1.3 ya da %5 olduğu görülmektedir. Diğer bir garipsenecek durum ise, şiddetli olarak erkek faktörlü infertilite(kısırlık) nedeni ile başka bir vericiden alınan sperm kullanılarak yapılmış olan aşılama tedavilerinde, endometriozise sahip kadınlarda gebelik şansının belirgin oranda düşük olduğudur.

Endometriosis Tanısı Nasıl Konur?

Kadınlarda endometriozis şüphesini ortaya çıkaran en önemli belirtiler, ağrılı cinsel ilişki(disparoni), sancılı adet görme (dismenore, ağrılı menstruasyon) ve infertilite(kısırlık) şikayetleridir. Özellikle adet döngüsünün başladığı yaşlardan daha sonra ortaya çıkan ve zamanla sürekli artan, şiddeti de zaman içerisinde giderek artan adet ağrıları, endometriozis konusunda önemli bir uyarıcıdır.Muayene ile endometriozisin tanımlanması oldukça zordur. Vajina ile kalın bağırsağın son bölümü arasında yer alan dokudaki odakların görülmesi şiddetli bir endometriozis varlığını düşündürür.

Yapılan ultrason incelemeleri ile de endometriosis tanısı konulamaz. Bu şekilde sadece endometriosusa bağlı olarak gelişmiş over kisti olan  çikolata kistleri  oluştuğu görülebilir. Bu rahatsızlıkta kesin tanı laparoskopi ile konur. Ayrıca ultrason ve magnetik renozans aracılığıyla da teşhis konulabilir. Özellikle kadının mensturuasyon (adet kanaması) sırasında yapılan pelvik muayenesi,  farklı zamanlarda yapılan muayeneye oranla teşhiste 5 kat fayda sağlamaktadır. Endometriosisin şiddetine karar verme aşamasında ise, eğer değerler CA-125: 65 değerinden düşük ise hafif derecede endometriosis, eğer değerler 100’den fazla ise şiddetli derecede endometriosistir. CA-125 tümör markeridir. Endometriozis hastalığının varlığı kan değerlerinde yükselme ya da düşme şeklinde de belli olabilir. Yalnız teşhis için bu değerin ölçümü gerekli değildir. Belirli durumlarda Ca-125 düzeyi artar;

  • Mensturuasyon (adet kanaması)
  • Gebelerde (hamileler)
  • Epitelyal over (yumurtalık) kanserlerinde
  • Endometrioziste
  • Pankreatitte
  • Kronik karaciğer hastalığında
  • Pelvik inflamatuar (enfeksiyon) hastalığında
  • Adenomiyoziste
  • Miyomlarda artar

Endometriosis Tedavisi Nasıl Yapılır?

Endometriosusda Tıbbi Tedavi

Endometriosusda yapılan tıbbi tedavinin amacı kadında yumurtlamayı geciktirmek, baskılamak ve adetleri uzun bir süre durdurarak hastalığı geriletmektir. Bu amaçla genellikle doğum kontrol hapları ya da GnRH analoğu olarak bilinen ve yalancı menopoz hali yaratmaya yarayan ilaçlar (Danazol, Lucrin, Synarel, Zoladex, Decapeptyl, Suprefact) kullanılmaktadır.
Çikolata kisti yani Endometriosus hastalığının tedavisinde, GnRH analogları ve yalancı menopoz hali yaratmaya yarayan ilaçların yanı sıra danazol adlı ilaç da uzunca bir süredir kullanılmaktadır.
Ne yazık ki hem yalancı menopoz hali yaratmaya yarayan ilaçlar hem de danazol ilacını kullanımı kesildikten sonra çikolata kisti odakları yeniden alevlenmekte ve hastalarda şikayetler yeniden artmaktadır. O yüzden bu ilaçlar ancak belli durumlarda uygulanabilmektedirler.
Sonuç olarak infertilite(kısırlık) tedavisi başlayacak olan hastalarda, öncelikle endometriosis tedavisinin uygulanıp uygulanmayacağı ya da cerrahi tedaviden sonra oluşan anatominin aşılama amacına uygun olup olmadığı ve dış gebelik riski gibi sorular tartışılıp bir karara varılır. Oral kontraseptif denilen ve herkesçe doğum kontrol hapları olarak bilinen ilaçlar devamlı olarak hastaya verilir. Amaç hastanın adet döngünün kesilmesini sağlayarak amonere oluşturmaktır. Bu yol ile adet sırasında tüplerden geriye kaçışın olması engellenir ve endometriosis odakları kaybolacaktır. Danazol 17 alfa etinil testosteron ilacı günlük olarak 600 – 800 miligram civarında verilir ve bu ilacın androjenik, antiprogestenik ve anti östrajenik etkisi olmakla birlikte çoğunlukla gstinon danasol benzeri bir etki gösterir. Bu ilaç GnRh analogları hipofizde inhibisyon yaparak adetten kesilme ve endometrial küçülmeye sebep olur. Bu ilaç tedavisi sırasında östrojen seviyesi azalacağı için kadınlarda kemik erimesi gibi bir durumun olmaması için bu ilaçlarla aynı zamanda alendronat, aktif vitamin D3 ve kalsiyum verilmesi gereklidir. Pentoksifilin ise hastalara tadavi sırasında bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi amacıyla verilir.

Endometriosusda Cerrahi Tedavi
Hastalığın ciddiyeti kadının infertilite öyküsü, gebe kalma isteği, yaşı cerrahi tedavinin biçimini ve ağırlığını belirler. Ne yazık ki, kadının rahminin bile çıkarılması % 30 hastada ağrının kalkmasını sağlayamaz. Tüp-yumurtalık ilişkisinin bozulduğu hastalarda ilk cerrahi çok etkilidir, ancak tekrarlayan girişimler fertiliteyi düzeltmede daha etkisizdir.
Genellikle laparoskopi ile gerçekleştirilen en sık cerrahi operasyonlar; yumurtalık, tüp ve rahimi çevreleyen yapışıklıkların düzeltilmesi, endometriotik lezyonlar, ovarian kistlerin alınması, lezyonların yakılması, koterizasyon ya da vaporizasyonudur. Laparoskopi ile rahimi arkadan asan “uterosakral sinirin yakılması ve kesilmesi (LUNA)” işlemi, ağrıyı özellikle adetler sırasında görülen şiddetli ağrıyı gidermede oldukça faydalıdır ve bu tür şikayetlerde % 85 oranında iyileşme sağlanabilmektedir. Eğer hastada çok daha şiddetli ağrılar olursa presakral nörektomi olarak bilinen operasyonla bu bölgeye gelen sinirler kesilir. Yumurtalıktaki endometriomalar mutlaka zarıyla soyularak çıkartılmalıdır. Aksi taktirde çok kısa süre içerisinde kistin tekrarladığı görülecektir. Kist duvarının tamamı ile alınmadığı zamanlarda kalan kist odağı, elektrik enerjisi, argon ışını ya da CO2 lazer aracılığıyla tahrip edilmelidir. Birinci ve ikinci evrede yer alan endometriosis, infertilite için cerrahi işlem yapılmaz. İnfertilite(kısırlık) yerine disparonia (cinsel birleşmede ağrı) ya da dismonere (adet sancısı) var ise laparoskopiyle bu lezyonlar koterize (yakma işlemi) edilir. Üçüncü evrede yumurtalıklarda endometriomalar (çikolata kistleri) 4 cm den fazla ise tüp bebek için çıkartılması uygun görülmektedir. Kalınbağırsağın son kısmı ve vajinayla ilgili olarak endometriozisin dördüncü evresinde, bunların yani çikolata kistinin cerrahi işlem kullanılarak kesinlikle çıkartılması gerekir. Çıkarılma sebebi ise, makata (anüs) vuran şiddetli ağrılar yapmasıdır. Kitlelerin çıkartılması ile işlem sonrası tekrar ortaya çıkmaz.

Çikolata Kistleriyle Uğraşmamak İçin Uzak Durulması Gereken Gıdalar

  • Şeker tüketimi
  • Çikolata
  • Tüm kırmızı etler ve işlem görmüş et ürünleri
  • Hidrojene edilmiş yağlar
  • Kafein
  • Katkı maddeleri ve işlenmiş gıdalar
  • Tereyağı gibi doymuş yağlar, bazı peynirler ve etler

 

 


logo

İNCE KLİNİK olarak Deneyimlerimiz ile tüm hastalarımızın beklenti ve ihtiyaçlarına çözüm bulup,kadın sağlığı alanında İzmirde fark yaratan bir merkez olmak için ilerlemeye devam ediyoruz Anlayışımız; kadın sağlığını ilgilendiren en kritik konularda,uygun olan en iyi çözümü hastalarımıza sunmaktır. Farkımız ; En ileri teknolojik donanım yanısıra yüksek standartlara sahip olan bir klinik olmamızdır.

Tüm hakları saklıdır. Seo Uzmanı Mustafa Mutlu

Telefon
Konum